Düğün fotoğrafçısı olmam başka herhangi bir konu üzerinde çalışamayacağım anlamına gelmiyor 🙂 19 Ekim akşamı eşim ve 2 arkadaşımla beraber Çiçekliköy’ün iç kısımlarında tepelerden birinde bir eve gittik. Amacımız yıldız fotoğrafları çekmekti. Daha önce hiç böyle bir deneyimim olmamıştı. O yüzden ayrı bir heyecan vardı içimde ve kafamda bir sürü soru!

Evin terasına çıktık, buz gibi bir hava ve işe bak eldivenim yok :/ Tripodu kurduk, makineyi üstüne yerleştirdim ve konumumuzu ayarladık. Ah bir de şu soğuk olmasa…

O gece ay da yok her şey süper derken fotoğraf çekmeye başladıkça farkettim ki aslında şehirden yeterince uzaklaşamamışız! Zihnimde “vay be enerji kirliliğine bak” diye bir cümle oluşuverdi çektiğim fotoğraflara baktıkça. Yıldızı görünmez yapan, karanlığı alev gibi yarıp geçen etrafı sapsarı aydınlatan bir ışık güruhu! Sanki yanmakta olan Amazon Ormanları’nı çekmişim gibi hissediyordum…

Yapacak bir şey yoktu şehrin elektriğini kesmekten başka ama şalter neredeydi bilmiyordum 🙂

Şehre sırtımızı dönüp başladık bize göz kırpan yıldızları fotoğraflamaya ta ki sağımızdan ay dede bize yüzünü gösterene kadar. Meğer o gece ay varmış ama görünmek için geç kalmış. Şans işte, bu akşam yanımızda değildi. Yinede 3-5 yıldız fotoğrafı yakalamayı başardım. İlk deneme için hiçte fena değil bence.

Gece eve gelince hemen bilgisayara attım fotoğrafları ve birkaç tane seçip editledim. Fotoğraflara baktıkça düşünüyordum, düşündükçe dalıyordum. Bu başı sonu belli olmayan evrende yaşadığımız dünyanın ucundan kenarından benzeyenini bile bulamazken; sahip olduğumuza neden bu kadar kötü davranıyor, onu tüketiyoruz?

O değilde yıldızlar güzel ama değil mi?…

img_11085 img_11076 img_11094 img_11080 img_11098 img_11096 img_11081